Kendini Keşif ve Merak

Kendini Keşif ve Merak  

Psikoterapist koltuğuna oturduğumuz anda sırtımızı sadece ama sadece bilime yaslamak zorunluluktur. Psikoterapi odasında kişisel görüşe yer yoktur, doğrudan bilgi aktarımı bile uygun zamanlarda kısıtlı bir şekilde yapılır. Psikoterapi odasında bilimin rehberliğinde psikoterapistin desteğiyle danışanın kendi kendini keşfi vardır. Bu bizler için mesleki bir yükümlülük, icra etmeyi öğrenmek zorunda olduğumuz sanatımızdır. Özel hayatımızda ise bu durum belki biraz değişebilir, sonuçta bilimsel bilgiyi aktarmanın türlü türlü yolları var. Kişisel olarak ben uzun süredir psikoloji alanındaki bilgi birikimimi sizlerle Paros Dergisin’de yer alan Güncel Psikoloji sayfamda paylaşmaya çalışıyorum. Yazılarımın konusu, bilimsel olarak kanıtlanmış ya da bilimsel olarak kabul görmüş ekollerle ilgili bilgilerden belirlemeye özen gösteriyorum. Mevcut sınanmış bilgiyi olabildiğince yalın haliyle sizlere aktarabilmek için mümkün olduğunca kendi yorumlarımı yazılarıma katmıyorum. Mesleğimin sorumluluğunun verdiği ağırlıkla belki de bu şekilde başa çıkabildiğim için yazılarımda da, gündelik hayatımda da yani “bir diğeri” ile iletişime geçtiğim her anda terapist koltuğunda gibi davranmaya çalışıyorum. Şu anki yetişkin halimin kendi kendine kaldığı çoğu zamanında ise durum çok tersidir aslında. Çoğu zaman işin içinden çıkamadığı, öyle mi böyle mi diye tartıp durduğu konulara meraklı, düşüncelerini zihninde dağınık kalmasına izin veren, her köşede içinde bolca muğlaklık içeren kitaplarıyla varoluşu anlamaya çalışan bir yetişkinim. Uzun yıllar psikopatoloji odaklı eğitimler almış ve bu alanda çalışmış bir psikoterapist olarak özelimde merakımı çeken konuların da bu aralar değiştiği aşikar. Merakım ölüm gibi, anlam gibi, özgürlük gibi, sınırlar gibi kişiye özgü şekil alan, her kişide biricik anlamları olan, her koşulda farklı bir bölümü öne çıkan kavramlara yerini bırakıyor. Doğal olarak özel hayatımdaki ihtiyaçlarım da buna bağlı olarak değişiyor, baktığım açı da, kendimi ifade şeklimde. İki yanımı gözlemlemeye sevk eden merakım oldu, merakımın sonucu da ihtiyacım olanı farkettirdi. Yazı konumu belirleyen ise işte bu ihtiyacım oldu. İhtiyacım; iki yanımı da ortaya koyabilmekti; yazılarım ise bu ihtiyacımı gidermedeki öncelikli alanım.

Diyeceğim o ki değişimde, farklılıklarda hep var içimizde; içe bakmaya eğilimliysek eğer buna anbean eşlik edebiliriz. Keşif “ihtiyacım olan ne? diye sormanın, ev halidir en temelde. İşte tam da bu yüzden aynı sorunun tek bir cevabı yok aslında psikolojide, aynı sorunun ne zaman sorulduğu ise önemli bir değişken. O yüzden psikolojide kişiler değil kişi var, danışanlar değil kişi var, hastalıklar var ama yine önce kişi var. İşte tam da bu yüzden sohbet arasında psikologluk yapılmıyor, işte tam da bu yüzden arkadaş ortamında terapi olmuyor, işte tam da bu yüzden psikologlar direktif vermiyor, işte tam da bu yüzden terapi odasında kişinin kendi kendini keşfine yoğunlaşılıyor. Seni, beni, onu ayağa kaldırıp terapiye götüren aynı sebep bile olsa, her insan sadece kendini keşfediyor aslında o odada. Biz terapistler ise ancak bilimin rehberliğinde ulaşmamız gereken bilgiyi bilip, ancak bilimsel bir merakla sorduğumuz sorularla ulaşmak istediğimiz bilgiyi açığa çıkarabiliyoruz. Keşif anca böyle böyle başlayıp ilerliyor, kişinin kendini farketme merakı da.

Kendini keşif ve merak; psikoterapinin de insanın da elle tutulmaz, gözle görülmez iki yıldızı.

Sevgiler,

Seliyha

Paros Dergisi, Eylül 2021